Bu andan itibaren büyüyen çocuk, artık masallar anlatmak istedi ve olmayan yerlerde olmayan adamların olmayan hikayelerini olmadık anlarla resmetmeye başladı. Artık suç sineması değil, kafasının içindeki harikalar diyarını izliyorduk ve birkaç janr ı bir arada izleyen biz faniler artık delikten çıkmak istemiyorduk.
İntikamın soğuk yenen bir yemek olduğundan dem vuran Kill Bill Volume: I ve II, Tarantino’ nun 200 sayfalık senaryoyu kısaltamaması sebebiyle iki bölüm halinde gösterime girdi. Filmde her şey Tarantino’ nun istediği gibidir: Uzakdoğu aksiyonlarının baş döndüren estetiğinin Amerikan pop corn espri tarzıyla birleşmesi, Volume:I in ortasındaki film kadar etkili anime sosu, Uma Thurman ve ayakları…Başrollerinde, androjen asaletindeki, bu ayakların maliki, Uma Thurman, çekirge terbiyecisi David Carradine, meleklerin en çekik gözlüsü Lucy Liu, deniz kızı Daryl Hannah ve danslı işkencenin mucidi Michael Madsen’ın oynadığı film, evlendiği gün bir suikaste uğrayan “The Bride”ın (Uma Thurman) intikamını almasını konu ediyordu. Eski çetesinin lideri olan Bill’ e aşık olan Bride, yuvadan uçtuğu gün bir intikam sahnesine çıkıveriyordu ve iki film boyunca intikamını neden nasıl almak istediğini fırsat buldukça sözlerle ve cesetlerle anlatıyordu. Dövüş sahneleri o kadar estetize ve kurgu cambazlıkları ile doluydu ki, intikam peşinde bir kovboyun mu yoksa kızının peşinde bir annenin mi ya da kan meraklısı bir psikopatın mı filmini seyrettiğimizi asla anlamıyorduk. Suratımıza sıçrayan kanlar filmin sonunda yanaklarımızdan süzülen gözyaşlarına da dönebiliyordu. Film aslında kim kimden daha tumturaklı intikam aldı üzerineydi. Hayatı, bebeği çalınan Bride’ dı belki ama aynıları Bill’ den de çalınmadı mı?
Gerçek insanların gerçek dramlarına odaklanan Tarantino, bu film ile belki de egosunu tatmin etti ve kişisel zevklerinden bir demeti sundu seyircisine. Tamam suç, yine var ama bu sefer bir intikam hikayesi anlattı Tarantino. Kung-fu’nun ve yoğun şiddettin başrolde olduğu filmin, en az öncekiler kadar etkili olup olmadığını tartışmak beyhude bir çaba.
Bergman anısına...
Bergman’ın filmleri umudunu yitirmiş, hüzünlü bir dünyanın ve kendi çocukluğunun psikolojik analizleriyle dolu. Karakterleri parçalanmış, krizdevamy...
Antonioni: 'Blow-Up'
Thomas, Londra metropolünde sıkılarak ordan oraya savrulan, genç ve ünlü bir fotoğrafçıdır; çekimlerde birlikte çalıştığı modellerde en az kdevamy...